Kötü Türkiye

e-Posta Yazdır
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 6
ZayıfEn iyi 

eu'Türkiye zor bir dönemden geçiyor' diyoruz da, bu dönem bir türlü bitmiyor. Türkiye'nin Kıbrıs'a neden gittiğinin öğretilmediği kuşaklar Kıbrıs'ta kimin birleşmeye ' Evet' kimin 'Hayır' dediğini çoktan unuttu  Avrupa'da. Ermeni konusunda Türkiye 'soykırım olmamıştı biz iddia edilen rakamın yarısını bile öldürmedik' diye dursun; Avrupa'da soykırımın olmadığına dair bir şüphe bile yok. Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine, birlik üyesi ülke vatandaşlarının çoğunluğu karşı, hatta bazı ülkelerde (Hollanda) bu temalarla partiler kurulup yarım milyon oylar alıyor. 2006 Kasım ayında açıklanan bir araştırma sonucunda Türkiye'nin İsrail'den sonra en kötü imaja sahip ülke olduğu ortaya çıktı.
Üyelik müzakerelerinin her çıkmaza girdiği zaman ortaya çıkan Hristiyan liderlere (Almanya, Avusturya) sağcı (Fransa) ve hatta adaylığın en önde savunucuları liberaller de (Hollanda) eklendi. Geriye sadece sosyalist liderler kaldı ki onlarda bu tür söylemlerin prim yaptığını farkederlerse yakında rakiplerini kopyalamaya başlarlar.
Peki Türkiye ne yapmalı? Türkiye'nin çok fazla alternatifi yok. Yüzünü Rusya, Hindistan ve Çin'e döndürme ihtimali çok gerçekçi değildir, çünkü Türkiye onyıllarca bu ülkelerin çoğuna karşı NATO'nun uç karakolu olarak çalıştı. Asya'nın büyüklerinin günümüz dengelerinde henüz pek bir ağırlığı yok. Amerika ve Avrupa'lı ülkeler bu konuda çok da kolay  taviz vermeyeceklerdir. Arap ülkelerinin Türkiye'ye yapabileceği en büyük katkı maddi yatırımlar olabilir onun dışında bir 'dayanışma'dan bahsetmek naiflik olur. Zira Arap'ın Arap'a faydası yoktur, bırakın Türk'e olsun.

Avrupa macerası birlik üyeliğine kadar varmaz, varsa da bir katkısı olmaz. Zira Türkiye Avrupa'ya üye olduğu organlar, içinde bulunduğu oluşumlarla organik olarak entegre olmuştur. Adaylık yada böyle bir iddiası Türkiye'nın elini zayıflatır ve müstakbel yoldaşlarına daha fazla koz verir ki, bu kendini Kıbrıs, Kürt ve Ermeni konularında göstermektedir.

Zira Türkiye'nin en iyimser teorilerde bile 2015-2020 'den önce muhtemel bir üyeliği mümkün değildir. Üyelik sonrası Avrupanın fakir ortaklarına uyguladığı bir işgücü serbest dolaşımı kısıtlaması mevcuttur ki buda bir kaç yıl alacaktir. Yani 2020 - 2025'den sonrasından bahsediyoruz. Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik gelişmeyi hesaba katarsak Türkiye'in 2025 sonrası yıllarda kendi (ekonomik) durumunu güçlendirmek için Birliğe ihtiyacı olmayacak tam tersine Avrupa'nın Türkiyenin dinamiğine ihtiyacı olacak. Yakın gelecekte Türkiyenin genç dinamik ve okumuş nüfusu ekonomiye katılırıken; Avrupa'da nüfus artışı düşecek, yaşlılık çoğalacak, ortalama yaşam süresi artarken, çalışmayıp ta çalışanların vergileriyle emeklilik sürenlerin sayısı artacak, yani çalışan sayısı azaldıkça ödedikleri vergiler çoğalacak. Üretim, ucuz işçiliğin bulunduğu ülkelere kayacak, Avrupa üreten değil tüketen bir kıta olacak İşte o zaman şartları öne süren Türkiye olacak. Kaldı ki Türkiye 'illede bizi alın' demeyi bırakıp işi doğal sürecine bırakırsa Birliğin Türkiye'ye sıkıntılı konularda baskı yapma gücü olmaz.
Ayrıca birliğe üye olmadan gümrük birliği dahil ekonomik bir entegrasyonun çok zor olmadığını sonucuna İsrail örneğine bakarak varabiliriz.
Böyle gevşek bir ilişki Birlik içinde ve Türkiye'deki kamuoylarında bir rahatlama oluşturacaktir.
Acaba? diyorum. En kötü imajlı iki ülke KBO birliğini mi kursa?(=kötülere birşey olmaz)

 
Haberler.Com
Türkiye'nin en kapsamlı yerel haberler portalı
Haberler.Com